25 Aralık 2011 Pazar

Tepeye ulaşana kadar akıl yok sana!

Basamakları sayma hastalığım var. Her seferinde çıkarken saymaktan kendimi alamadığım merdivenlerin basamakları yüzümde çirkin bir ifade takınmama sebep oluyor. Sadece boş bakışlarım sayesinde merdiven çıkabilen ölü gibi görünmemin yanında, bazen sola doğru büzülen dudaklarım sanki basamak çıkmaya mahkum edilmiş, aynı zamanda bu duruma nedense sürekli şaşıran, memnuniyetsiz bir ölüye dönüştürüyor beni. Ölüden kastım zombi gibi. Yoksa yürüyen ölünün şakası olmaz. 21, 22, 23...29, 30, 31. Seda Sayan birilerini sadece dinlemesi gerektiği zamanlarda vücudunu kontrol edemeyip hafif hafif kırıtmaya, "havayla" oynaşmaya başlıyor. Programına konuk ettiği doktorları sürekli ciddi bir yüz ifadesiyle onaylamak zorunda olduğu yanılgısının altından kalkamıyor. "E ne yapsın peki?" diye soruyorum kendime. Sonra gerçekten de Seda Sayan'a hak veriyorum. Ben olsam ben de kıpır kıpır bir metre kare yerde kendimi görünmeyen duvarlara sürter, kaşlarımı çatıp arada kulağıma önemli gibi gelen kelimeleri seçer, hepsini tek tek kafamla onaylardım. 56, 57, 58, 59... Şu dünyada en sevmediğim dördüncü şey: Pembe polo yaka erkek t-shirtü! Alışamadım. Sevemedim, ne yapayım? Kot pantolonun üstüne kot gömlek giyip, onun üstüne de kot ceket giymekten daha kötü geliyor bana pembe polo yaka t-shirt. Yazlıklarda emeklilerinsa kollu diye giydiği fakat kolları, bileklerinin biraz üstünde biten bol gömleklerden bile kötü hatta. 68,69, "Of!" , 68,69. "N'oldu?", "Ayağım kaydı Kaan!", "Kaan nereye getirdin beni amına koyayım?! Bu kadar basamak mı çıkılır? Nasıl bir mekan, nasıl bir bar bu?" , "Bira ucuz, müzik de süper! Beğenmezsek çıkarız". 73, 74, 75, 76, 77...Mesela 90larda sadece pembe gömlek vardı, o da yer yer. Genel olarak pembe kız rengiydi, erkekler pek tercih etmezdi sanki. Kot ceket hala sapasağlam ayakta duruyor, üst bedenlerini ele geçirdikleri, yabancılara "ben evliyim ve bir babayım" mesajı veren inorganik parasitoidler olarak babalarımıza, baba kimliklerini kazanmalarına yardım ediyordu. Hiçbir zaman kötülenmemiş, kitlece soğutulmamış yeganeyafet deri ceketin en iyi on yılıydı 90lar. İnanmıyorsanız Kayahan'a sorun! Ama o pembe polo yaka t-shirt nereden çıktı gerçekten? "Oh geldik. Kaç basamak çıktık be? Uf!" , "102 tane Kaan. 102 tane"

26 Kasım 2007 Pazartesi

Gece Gündüz

Gece yavaş yavaş gitmeye hazırlandı. Önce yıldızlar sonra ay kararmaya başladı. Bu sırada güneş yükseliyordu. Kırmızıydı, turuncu oldu. En sonunda sarı renge bürünen güneş gökyüzünü mavi yaptı. Güneş dağların ardından sessizce yükseldikçe, ışığı odada gezinmeye başladı. Aydınlanan oda ile beraber vampir, dolaba; geniş omuzlu cellat, kapıya; yerde sürünen canavar, halıya; Tavandan baş aşağı sarkan yarasa ise, avizeye dönüşmüştü. Güneş her şeyi eski haline çevirmişti. Gece düşmüş, ay tamamen sönmüştü.

Oda aydınlanmıştı ama adam hala uyuyordu.Yüzünde bir gülümseme vardı. Güneş dalların arasından adamın göz kapaklarını saydamlaştırıyor ve dallar rüzgarla birlikte oynadıkça adamın gözlerine bir gelip bir kaçan güneş göz kapaklarını durmadan oynatmasına sebep oluyordu. Ama uyanmıyordu adam yine de, rüya görüyordu belki de.

Sonra adam uyandı, giyindi ve gitti. Tıpkı diğer insanlar gibi. Dolaşıp durdular güneşin altında. Odalar hep bekledi onları. Sonunda insanlar evlerine dönerken, güneş eğilip selam verdi onlara ve dağların arkasına geçip uzandı. Ay uyuşuk bir biçimde yine yavaş yavaş belirdi gök yüzünde, ardından da biz. Sonra kararan odayla birlikte dolap, yaşkı çirkin vampir; kapı, omuzları duvarın içinde sıkışmış dev ürkütücü cellat; halı, parkede sürünen yapışkan iğrenç canavar; ve avize de, tavandan sarkan, kan emici bir yarasa gibiydi yine.

Elbet güneş tekrar doğacak güne.” dedi yıldızlar.