Oda aydınlanmıştı ama adam hala uyuyordu.Yüzünde bir gülümseme vardı. Güneş dalların arasından adamın göz kapaklarını saydamlaştırıyor ve dallar rüzgarla birlikte oynadıkça adamın gözlerine bir gelip bir kaçan güneş göz kapaklarını durmadan oynatmasına sebep oluyordu. Ama uyanmıyordu adam yine de, rüya görüyordu belki de.
Sonra adam uyandı, giyindi ve gitti. Tıpkı diğer insanlar gibi. Dolaşıp durdular güneşin altında. Odalar hep bekledi onları. Sonunda insanlar evlerine dönerken, güneş eğilip selam verdi onlara ve dağların arkasına geçip uzandı. Ay uyuşuk bir biçimde yine yavaş yavaş belirdi gök yüzünde, ardından da biz. Sonra kararan odayla birlikte dolap, yaşkı çirkin vampir; kapı, omuzları duvarın içinde sıkışmış dev ürkütücü cellat; halı, parkede sürünen yapışkan iğrenç canavar; ve avize de, tavandan sarkan, kan emici bir yarasa gibiydi yine.
“Elbet güneş tekrar doğacak güne.” dedi yıldızlar.